Türkiye’de ciddi anlamda bir sosyal medya kullanımı görüyoruz; psikologlara gelmeden önce bunu konuşmak gerekiyor. Bugün psikologların sosyal medyadaki konumundan söz etmeden önce, içerik üreticiliğinin ne kadar yoğunlaştığını ve bunun yalnızca psikologlara özgü bir mesele olmadığını fark etmek ve bu bilinçle yola çıkmak önemli.
Nitekim artık herkes sosyal medyada içerik üretiyor. Bundan iki–üç yıl önce “yaka mikrofonu” nedir bilmezdik, ışık nedir bilmezdik. “İlk üç saniye kanca”, “viral olma” gibi kavramlar hayatımızda yoktu. Ama artık denklem bozuldu ve büyük çoğunluk sosyal medyada içerik üretir hâle geldi.
Bunun kökeninde esasen maddi kaygılar yatıyor. İnsanlar daha çok kişiye, daha hızlı ve daha rahat ulaşarak daha çok para kazanmak istiyor. Bunu eski sistemde reklamlara para vererek ya da bir sosyal network kurarak yapmak yerine, içerik üretimi üzerinden daha pratik şekilde gerçekleştiriyorlar. Dolayısıyla içerik üreterek daha fazla kişiye ulaşmak, daha rahat ve sürdürülebilir bir gelir elde etmenin yolu hâline geliyor.
Benim gözlemlediğim kadarıyla, bu motivasyonun yalnızca maddi kaygıyla sınırlı olmadığını görüyoruz. Burada ikinci bir kavram daha karşımıza çıkıyor: özerklik ve bağımsızlık. İnsanlar belli bir kuruma, düzene ya da sermaye akışına bağlı olmadan kendi başına bir şey başarmak istiyor. Baskı, stres ya da kaybetme ihtimali olmadan, kendi gücüyle bir yol açmayı denemek istiyorlar.
Bunlara ek olarak üçüncü bir motivasyon daha var: görünür olma isteği. Takdir edilme, beğenilme ve fark edilme ihtiyacı insanın temel psikolojik ihtiyaçlarından biri. Sosyal medya, bu ihtiyacın en hızlı ve en doğrudan karşılandığı alanlardan biri hâline gelmiş durumda. Beğeni sayıları, görüntülenmeler ve takipçi artışı, kısa sürede “taktir ve beğenilme” hissi yaratıyor. Bu da içerik üretimini yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik olarak da güçlü bir çekim alanına dönüştürüyor.
Genel anlamda içerik üreticiliği için bu üç motivasyonla yola çıkıldığını söyleyebiliriz. Bu yazının psikologları doğrudan hedef alıyormuş gibi algılanmasını istemiyorum. Ancak bugün psikologluğun Türkiye’de nasıl bir yola evrildiğini ve bunun ne kadar ümitsiz bir tabloya dönüşebileceğini konuşmak istiyorum
Türkiye’de Psikolog Olmak ve Maddi Kaygının Zemini
Psikologların yaşadığı maddi kaygı son derece anlaşılır bir zemine dayanıyor. Türkiye’de psikologlar için iş istihdamı oldukça düşük. Bu; KPSS alımlarının ve devlet kontenjanlarının sınırlı olmasıyla, psikoloji bölümünün popülerliği nedeniyle çok fazla talep görmesiyle ve eğitim ücretlerinin son derece yüksek olmasıyla doğrudan ilişkili.
Psikoloji bölümü, Türkiye’de en pahalı eğitim ücretlerine sahip bölümlerden biri. Geçtiğimiz yıllarda klinik psikoloji yüksek lisans ücretlerinin bir milyon lirayı aşması, öğrenciler için ciddi bir ekonomik yük oluşturdu. Devlet atamalarının yetersizliği de bu tabloyu pekiştiriyor.
Psikoloji Sadece Klinik ve Terapi mi?
Psikoloji yalnızca klinik ve terapistik alandan ibaret değil. Aksine, oldukça zengin bir disiplin. Yurt dışında bu denli daraltılmış bir alan algısı yok. Klinik psikoloji pratikte daha görünür ve talep gören bir alan olabilir; ancak gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji, sosyal psikoloji, endüstri ve örgüt psikolojisi, trafik psikolojisi gibi pek çok alt alan mevcut.
Türkiye’de klinik alana yönelim yüksek; ancak bu yönelim masum bir şekilde ilerlemiyor. Kurumlar bu durumu ciddi bir rant sistemine dönüştürmüş durumda. Yüksek lisans ücretleri, sınırlı kontenjanlar, ek eğitimler, ekol ve terapi eğitimleri derken ortaya çıkan maliyetler, ortalama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının karşılayabileceği seviyelerin çok üzerinde.
Bu durum da doğal olarak adaletsiz bir sistem yaratıyor. Parası olan ilerleyebiliyor. Oysa üniversiteler ve akademik kurumlar, paraya göre eleme yapan yapılar olmamalıydı.
Psikoloji Alanında Yetkisiz Sesler
Öğrencilerin temel motivasyonları bu noktada kırılıyor. Bununla birlikte psikoloji alanında, psikoloji eğitimi olmayan pek çok kişinin söz sahibi olduğunu görüyoruz. Psikoloji lisansı olmayan kişiler, bilimsel temeli olmayan kavramlarla ve duygusal manipülasyonla insanları maddi kazanç için kendilerine çekmeye çalışıyor.
Sahte bilimciler, numerologlar, bilinçaltı temizliği yapanlar, sözde koçlar, kuantum enerji uygulayıcıları… Liste uzayıp gidiyor. Hatta yakın zamanlarda şahit olduğumuz halı yıkamacılar.. Hepimiz bu tabloya aşinayız.
Psikologların Sosyal Medyada İçerik Üretmesi
Ben Instagram’a ilk girdiğimde (2024 civarı) psikoloji içerik üreticilerinin sayısı oldukça sınırlıydı. Psikologların belki yüzde beşi aktifti. Ancak son bir yıl içinde ciddi bir artış yaşandı.
Ben sosyal medyaya ilk başladığımda psikoloji merkezli bir noktaya evrileceğini düşünmüyordum. Daha çok sinema, sanat ve yaratıcılık üzerine üretim yapma motivasyonuyla yola çıktım. Psikoloji sayfası kurmadan önce de farklı alanlarda içerik ürettiğim sayfalarım vardı.
Başlangıçta sinema sahneleri üzerinden psikoloji ile sanatı bir araya getirdim. Bu bana hem mesleki hem sanatsal olarak iyi hissettirdi. İçerik üretirken kendimi bir yönetmen gibi hissediyordum. Ancak zamanla tablo değişti.
Tehlike Nerede Başladı?
Bir noktadan sonra ciddi bir içerik kopyalama süreci başladı. Bazıları izin istedi, bazıları inkâr etti, bazıları revize etti. Bu süreçte gördüğüm psikoloji camisaında medyada ciddi bir rekabet ortamı oluştuğuydu. Takipçi sayısı doğrudan para ve takdir mekanizması olarak algılandı ve bu durum bir hırsa dönüştü.
Bu noktada başta konuştuğumuz özerklik ve ekonomik kaygı meselesi tekrar karşımıza çıkıyor. Ancak burada bir kırılma yaşandı.
En temel eksik nerde
Etik İlke: “Yarar Vermek, Zarar Vermemek”
“Yarar vermek, zarar vermemek.”
Bu ilke psikolojinin temelidir. Siz sosyal medyada bilgi verdiğinizde aslında bir psikoeğitim yapıyorsunuz. İnsanlar psikolog unvanına güvenerek hayatlarına yön veriyor. Ancak bugün sosyal medyada gördüğüm tablo bu sorumlulukla örtüşmüyor. İnsanlar haklı olarak psikologları söz sahibi görüp beyanlarını yaşamlarına uyarlıyorlar ama işin temelinin o kadar sağlam olmadığını sonraki satırlarımda ifade edeceğim
Yeni Mezunlar, Yanlış Bilgi ve Yapay Zeka
Türkiye’de alanda gerçekten yetkin, deneyimli, bilimsel çalışan psikologlar genellikle sosyal medyada görünür değil. Bunlardan çok az bir kısmı medyada görünür. Instagram’daki büyük çoğunluk yeni mezun ve işsiz psikologlardan oluşuyor. Ne yazık ki önemli bir kısmı yanlış bilgi paylaşıyor.
Paylaşımların büyük bölümü yapay zekâ tarafından üretilmiş metinlerden oluşuyor. Ama yapay zekalar sandığımız kadar doğru ve ruh sağlığı konusunda yetkin sistemler değillerdir. Başka bi deyişle Yapay zekâ; literatürü doğru yorumlayamaz.
Literatür Başka, Yapay Zekâ Başka
Yapay zekâ hiçbir zaman bir psikologun araştırma ruhunun yerini tutamaz. Literatür taraması, kitap okuma, klinik gözlem, akademik veri toplama gibi süreçler insan emeği gerektirir. Yapay zekâ en fazla metin düzenleme veya fikir alma noktasında kullanılabilir.
Bugün “su içmenin psikolojisi”, “taş fırlatmanın psikolojisi” otun psikolojisi gibi psikolojinin belki radarında girmeyen girmesi de gerekmeyen her konuda içerik üretildiğini görüyorum bu da bir bilimin popülarite ve viral kaygılar uğruna nasıl yanlış yorumlandığını adeta meze’ edildiğinin korkunç bir göstergesi. Alt metinlerde literatürde karşılığı olmayan kavramlar kullanılıyor. Bu, araştırma yapılmadığını açıkça gösteriyor. örneğin duygusal veya viral bir sahne ve metin açıklama kısmında “buna psikolojide öz eksiklik psikolojisi denir” gibi kopuk bilimde karşılıksız yönlendirici anlamsız ifadeler yer alıyor
dostlar tehlike işte burda başlıyor, yorumlarda
ben bunu yaşamıştm
randevu veriyor musunuz
çok iyi açıklamışsınız gibi
belki de haklı bir anlaşılmışlık ihtiyacından doğan ama esasında kişiye zarar verebilecek bir süreç doğuyor, bu kişide psikoeğitsel bir amaca hizmet eder ancak kişiyi zehirler çünkü özünde yanlış veya eksik bilgidir
Tehlike, ortak bir bilimsel konsensüsün olmaması. Bir psikolog bir şey söylerken diğeri tam tersini söylüyor. Teşhis koyan videolar, “narsistin beş özelliği” gibi etiketlemeler dolaşıyor. Bu hem etik dışı hem tehlikeli.
Yetkisiz Unvan Kullanımı
Psikoterapi eğitimi olmayan kişilerin biyografilerine “psikoterapist”, “terapist” gibi unvanlar yazdığını görüyoruz. Bu ciddi bir denetimsizlik sorunu. Ruh sağlığı, son derece hassas bir alandır.
Psikoterapi yalnızca yetkili kişiler tarafından yapılabilir. Terapi yetkinliği olan Psikiyatri hekimleri ve Klinik Psikologlar Bunun dışındaki iddialar hem hukuka hem etiğe aykırıdır. kişiye zarar verir
Son Söz
Sosyal medyada psikolog sayısının artması, çağın ve ekonomik koşulların bir sonucu. Ancak ben bu gidişatı umut verici bulmuyorum. Bugüne Kadar pek çok meslektaşımı tanıdım bu işin ekmeğini yerken gönülden bu işe bağlı işini profesyonel ve titizlikle hastasının ve danışanının iyiliğini önceleyen ve hürmet duyduğum nice meslektaş ama ne yazık ki bi o kadar da başta saydığım arzuların körleştirdiği karakterler de para takdir edilme denkleminin ötesine geçememiş çalıştığğı “İnsan” dan bi haber olanlar da
nitekim tanıdığım en saygın ve işini layıkıyla yapan psikologlar epistemik tevazuya sahipti. Hiçbiri “ben oldum” demedi. hala daha olma öğrenme sürecindeydi
nitekim bizi toplumu iyileştirecek olanlar da bu kişilerdir oldum demeyen yaşam boyu öğrenen ve öğrendikçe bizi iyileştirenlerdir. diğer türlü iyileşmeyiz olsa olsa zehirleniriz
kişisel hırslarımızın sanatı ve bilimi baltalamadığı günler dileğiyle
Psikolog Fırat İleri
